Arama Motoru

 

Sitemizi Favorilerinize Ekleyin!

English Arabic Bulgarian Chinese (Simplified) Chinese (Traditional) Croatian Czech Danish Dutch Finnish French German Greek Hindi Italian Japanese Korean Norwegian Polish Portuguese Romanian Russian Spanish Swedish Catalan Filipino Hebrew Indonesian Latvian Lithuanian Serbian Slovak Slovenian Ukrainian Vietnamese Albanian Estonian Galician Hungarian Maltese Thai Turkish Persian
AŞK-SEVGİ
Birsin anladım benim değilsin Yazdır e-Posta
HÜSEYİN BİRSİN tarafından yazıldı.   
Salı, 02 Şubat 2010 23:41

Son Güncelleme: Çarşamba, 03 Şubat 2010 00:00
 
Sensiz,bensiz,bizsiz Yazdır e-Posta
HÜSEYİN BİRSİN tarafından yazıldı.   

Sensiz ... Bensiz ... Bizsiz ...

Yeni Bir Gün ...

Yine bir gün ...

"SENSİZ"

Çok bir acı yok yüreğimde ... ama mutlu da değilim.Tarifi olmayan duygular sarmış tüm ruhumu.Belki de alıştığımdandır, bu kez çok acı çekmeyişim.Belki de yorulmuşluğumdur beni rahat kılan ... sessizim yine, suskunum yine, yine durgun, yine buruk ...

Sanma ki unuttum ... Sanma ki kolay çıkarsın yüreğimden, sanma ki bitirdim seni ... Almış başını gidiyor sevdam her zamankinden farksız.Bilirsin Yokluğun engel olmadı hiç Sevgimin yaşamasına ... Ben sessiz severim, ben sensiz de severim ...

Yeni Bir Gün ...

Yine bir gün ...

"SENSİZ"

Hep ya ona baktığım yerde ismin derdim ... Biliyormusun yokluğunun varlığında da hiçbirşey değişmedi.Hala gözlerime takılıyor isminin olduğu her yer ... Yine mi diyorum yine mi ... Sanki heryer, herkes seni bana hatırlatma çabasında ...

Fotoğrafların ellerimde şimdi.Kaç zamandır bakmaya cesaret edememiştim ya.Cesaretimi topladım ve serdim gözlerimin önüne ... Buruk bir gülümseme dokundu yanağıma, Maziye daldı gözlerim ... "Ah be huysuzum nerdesin?" dedim kendi kendime.Biliyorum duymayacağını, cevapta veremezsin ... ama konuştum işte konuştum dakikalarca resminle.Cevaplarını kendim verdim.Komik gelecek belki ama mutlu da oldum biliyomusun.Çok şey istememiştim zaten senden ... Küçük sevinçler yeterdi bana ...

Yeni Bir Gün ...

Yine bir gün ...

"SENSİZ"

Bilmem kaç gün oldu ya yokluğunla başbaşa kalalı.Bilmem kaç gün daha geçecek;

Sensiz ... Bensiz ... BİZsiz ...

SENİ BENDEN NE BU ŞEHİR AYIRIR NE DE EceL ...
Yüreğimi EN FAZLA DİL YARASI ACITIR ...
BU sevdaya HANGİ YABAN ELLER GELİR Uzanır ..
KENDİNE İYİ BAK "SANA BİŞEY OLMASIN"

Yoksun ... olsun ... Seni seviyorum ...

 
Büyük aşk Yazdır e-Posta
HÜSEYİN BİRSİN tarafından yazıldı.   

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez

Biri Tıpta okuyordu, öbürü
Mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç ... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. Ikisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında .... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden

çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra ...

Okullarını BITIRINCE hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu ... Bazen issiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için yada tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki ... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü ... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim OLMASINI beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler ... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam: "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep ...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci Rafina bak ...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği Çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı .. Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten ....

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" Levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı ..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı ... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık ...."

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği Projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut ..."

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da cekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil Döktü boş yere ... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği ...

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam Karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor onu Öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya ...."

"Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanlari" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı .... Ertesi gün, Öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye Sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı ... Kocasının eskiden aynı hastanede Çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın ...

Kocası akşam eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle ...

İlk celsede boşandılar ... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin Alması için dua ediyordu tr.

Aradan bir yıl geçti ... Her şeyin ilacı olduğu soylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor" dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl

Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi ... "gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta," Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem " diyordu ... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim sevmekten hiç vazgeçmedim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı? "son kağıdı eline Alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın ... Ve son kağıtta Şunlar yazılıydı:

"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım ...."

 
Seni seviyorum Yazdır e-Posta
HÜSEYİN BİRSİN tarafından yazıldı.   

Bir gün bir kız chat'ten bir oğlan ile tanışır. Bu kız oğlan ile haftalarca chatleşir, sabaha kadar! Konular açıldıkça açılır. Kız bu oğlandan öyle hoşlanırkı, o oğlana aşık olur.

Her gün okuldan geldikten sonra Bilgisayarın başına geçer ve oğlanın gelmesini bekler. Bazı günler olur, sabaha kadar chatleşirler, sabah olunca sevimli cümleler yazdıktan sonra okula gider. Bütün gün onu düşünür, eve gitmeyi sabırsızlıkla bekler. Ama Aşkını bir türlü itiraf edemez, çok utanır.

Bir gün var gücünü toplayarak Bilgisayarın başına geçer ve e-posta ile bir aşk mektubu yazmaya karar verir. "Ercan, senden kaç zamandır hoşlanıyorum, ama bunu sana bir türlü yazamıyorum. Senin buna karşı bir tepki vermenden çok korkuyorum ki bilemezsin. Ama burada bir gerçek var. Seninle yazışırken, bambaşka bir dünyada oluyorum. Her satırını sabırsızlıkla bekliyorum. Ercan Seni seviyorum." Ardından 5 dakika geçmez e-maile cevap gelir. Ve kız e-maili titreyerek açar. Açması ile kapatması bir olur. Kız adeta Soka girer ve kendine 10 dakika gelemez. Kendine geldikten sonra bir kere daha açıp maili bir kere daha okur.

Aynen şu cevap gelmiştir: "Aylin, ben seni sevmiyorum, benden uzak dur. Artık bir daha bana yazma ve unut beni" Kızın gözlerinden yaşlar akmaya başlar, gözü yaştan bir şey göremez olur. Banyoya gider, dolaptan uyku hapı alır ve Odasına döner. Bir bırakarak değil tüm ufak hapları yutup Bilgisayarın başında ölür! Notta Şunlar yazar: "Ben sevdim ama Sevilmedim.

Bu hayata ELVEDA deyip ayrılıyorum. Ercan seni çok seviyorum. ELVEDA! "Akşam kızı ölü halinde bulurlar, annesinin birden gözü bilgisayara takılır.

Bir e-posta!! Ercandan!!

Ercan şu maili göndermiş: "Aylin senden çok özür diliyorum, benim ufak kardeşim sana bu saçma maili göndermiş.

Ben sana bu sözleri asla yazamam. Çünkü ............... ben .......... seni SEVİYORUM! Ercan! "

 
Yüreğinde bir cümlelik yerin varmı? Yazdır e-Posta
HÜSEYİN BİRSİN tarafından yazıldı.   

Yüreğinde bir cümlelik yerin varmı?

Aşk tarafsızlığını yitirmişken,
Yamalı yüreğimi iade ediyorum karanlığa ..
Heybemde hüzünlerimle gidiyorum.
Olur da bir gün aramak istersen beni,
Bir ömür uzaklıkta zannetme ..
Ben sana bir nefes kadar yakın olacağım ...
Çünkü ben "beş harfli" adında
"Sana" yaşıyor olacağım ... "

Yüreğimden tuza bandırılmış acılarımı elerken yine şehrimin soğuk kaldırımlarına bırakıyorum sensizliği. Sensizim. Senden sonra tüm sokaklar tek adresim. Öznesizim. Senden sonra tüm cinayetlerin tek failiyim. Davasını kaybetmiş Sanık gibi boynu bükük cümlelerim.Sanki ayaklarından vuruldu geleceğim .. (D) üşüyorum uluorta .. Soğuk kaldırım taşlarının arasına doluyor yol yordam bilmez harflerim .. Kan revan içinde mevcudiyetim .. Aşk tarafsızlığını yitirirken ben sensizliğin iktidarında sonumu hazırlıyorum ... Eyyub vari susuyorum en yalın halimle.İçi kalabalık "susmalar biriktiriyorum yüreğimin ipsiz uçurumlarında. Susuyorum olmuyor, konuşuyorum olmuyorum .. Güpegündüz vuruluyorum sol yanımdan .. Eksiliyorum yüreğinden, siliniyorum cümlelerimden. Yitip gidiyorum sensizliğin paragraf Başlarında. Bu aşkın mağlubu ilan edilsem de, nafile .. Eksiliyorum cümlelerinden .. Siliniyorum adreslerinden ...

Şimdi benden Uzaklardasın .. Bensiz olman senin için hiçbir şey ifade etmiyor. Etmemeli zaten. Ama "bende o kadar büyük ki; hiçbir kalıba sığdıramadım senli mutlulukları .. Yokluğun öyle büyük yara ki; hiçbir kelimeyle dolduramadım bıraktığın boşlukları. Şimdilerde seni "sensiz" yaşatabilme azmi ile doluyum. Bizzat senin sözlerinden alıntı yaparak "direniyorum yalnızlığına. "Kaybetme Pahasına sensizliği giydiriyorum omuzlarıma .. ayrılığın zafer çığlıkları kaplasa da etrafımı, ben yenilgiyi kuşanıyorum üzerime .. Biliyorum ki; sonunda Yalnızlığa boyun eğsem de, bir cümlelik yerim olacaktır yüreğinin derinliklerinde .. Gözlerim Filistin gibi ağlamaklı olsa da, yenilginin perde arkasındaki gizli Zaferlerim İstanbul gibi boynu hep dik duracaktır tarihin tozlu sahifelerinde ... Sensizlik yüreğime galebe gelse de, bu Savaşta kazanan ben olacağım .. Çünkü yüreğinin iç cebinde kefenini taşımayanların, tozlu meydanlarda zaferlerle anılmaya hakkı yoktur .. Sebebim bensiz varlığın olmuşken örtün üzerimi .. Kefenim yüreğinden kesilmişken kefenleyin yaralı bedenimi ..

Bu satırları yazarken perdelerime gece misafirliğe geldi .. Duvarlar siyaha boyanırken ben hala varlığının aydınlığında birşeyler karalıyorum satırlara .. Basit cümleler kurarken karanlığı hesap edemedim .. Cümlelerimin üzeri karanlık olsa da sen gözlerinle aydınlat sözlerimi .. GİTMELİYİM şimdi .. Kaçak bir yüreğin yıkımını gözlerimde görmeden GİTMELİYİM .. Sığınmadan gözyaşlarıma toplamalıyım benliğimi. Sensizliğin en çok kanadığı geceyi yüreğime gömüp sabah seni "sensiz" sevmeye kaldığı yerden devam etmeliyim ...

Gecenin infazındayım ..
Gözlerimde uykusuzluk,
Çöllerimde susuzluk varken,
Dudaklarında soluyor geleceğim ...
Oysa ben sana geliyorum sevgili ..
Adımlarım ürkek olsa da
Yollarım sana,
Sabrım sana ..
Biliyorum bu firar girişimi ..
Sana gelen vagonlara kaçak bindim ben ..
Farkındayım ... Biletsizim ..
Bir o kadar da öznesiz ..
Urbamda fakir yüreğim,
Avuçlarımda hüznüm sana gelmekteyim ...
Senden ne bir ömür istiyorum
Fakir yüreğime feda edilecek,
Ne de bir ten diliyorum
Acılarımda heba edilecek ...
Sadece benle başlayıp senle biten cümle ..
Sana geliyorken,
Yüreğinde "bir cümlelik yerin" var mı?

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 2
RocketTheme Joomla Templates